top of page

Danışmanlık Projelerinde Yaşadığım İlginç Anlar #6: Kendi Şirketini Kuran “Solopreneur” Danışman Olmak

Kariyerim PwC’de başladı. Yönetim danışmanlığının “İnsan, Dönüşüm ve Organizasyon” biriminde…


Sebat edenler için sağlam bir “organizasyonel gelişim” uzmanı olma fırsatı sunan, bir çok projeye girip çıkabildiğiniz, potansiyelinizi sergilemenize imkan veren bir ortamdı. Belki bir çok stratejik danışmanlık kuruluşuna göre farklı bir yanı vardı; iş geliştirmeden satışa, danışmanlık hizmetlerinden, idari raporlamalar her şey sizin elinize bakıyordu! Yani tam bir “generalist” olmayı talep eden, üstelik belirsizliklerle dolu bir iş. Belirsizlik kısmı şu; senenin başında istenen yıllık hedefe ulaşmanızı kolaylaştıracak “tekrar eden” yani fatura kesme garantisi olan işlerin oranı epey azdı. Yani her sene ciddi bir “iş geliştirme” eforu harcamak gerekiyordu. Oradada elinize çantayı alıp, sokağa çıkıp müşteri müşteri gezmek değildi beklenen; “danışmanca satış” yapmalıydınız. Zaten sektörde reklam filan da yasaktı. Piyasa araştırmaları, konferanslar, seminerler, sektörel ağlar & yaratıcı işbirlikleri kurma girişimleri, sponsorluklar gibi dolaylı araçları tercih etmeliydiniz.


Epey sevdim yaptığım işi, PwC yıllarını. Hatta işini benim kadar seven pek az insanla karşılaştım desem yeridir. Büyük bir lütuf… Bazen gerçekten de iş yapıyor gibi hissetmedim; “sevdiğim şeyi yapıyordum ve üzerine para veriyorlardı” söylemi benim içim de geçerliydi. Sanıyorum bunun temel nedeni fıtratıma uygun işi, sevdiğim bir kültürde, sevdiğim insanlarla yapmaktı.


11 sene çalıştıktan sonra ayrıldım ve “Conscious Business Turkey”i kurdum.


“Madem bu kadar seviyordun, niye ayrıldın?” diyebilirsiniz.


Yola Çıkış Hikayesi


Bağlılığın farklı boyutlar var malum; fiziksel, duygusal, zihinsel vs. Fiziksel bağlılık bir yerde sadece şartları dolayısıyla kalmakla ilgili. Duygusal bağlılık sevmekle, saymakla, değerlerini değerlerinle örtüştürmekle ilgili. Zihinsel bağlılık yaptığın işte entelektüel doyuma ulaşmakla ilgili. Bir kişide hepsi varsa ne ala! Tam bağlı. Birinden biri hiç yoksa ya da az ise iş yürümüyor; arayış başlıyor.


Bende durum şöyleydi; 11 yılın ardından fiziksel ve duygusal bağlılık açısından fena bir yerde değildim. Ancak madalyonun diğer yüzünde, işin zihinsel doyum boyutu benim için yavaş yavaş azalmaya başlamıştı. İşte tam bu noktada, içimdeki o entelektüel arayış beni yeni bir yola çıkmaya zorladı.


Yeni yönelimimin içimde netleşmeye başladığı o dönemde, büyük bir kurumsal dönüşüm projesinin değişim yönetimi modülüne liderlik ediyordum. 2 yıla yakın bir süredir düzenli olarak gidip geldiğim Türkiye’deki belki adı konulmuş en büyük değişim yönetimi (organizational change management) işlerinden biri... Değişim yönetimi metodolojisini kocaman yeni, estetik, yetenekli mimar işi bir bina gibi düşünün. Bu projede binanın dikilmeye çalışıldığı toprağı ise sulak ova... Sulak ova; yani çok uzun yıllardır yaşayan bir şirketin öğrenilmiş çaresizlikleri, yorgunlukları ve “aşırı kurumsallaşmış” o “yoğun” atmosferi… Diğer yandan değişim yönetimi denen disiplinin, özellikle de örgütsel psikoloji düşüncesinin gerçekten inanıp inanmadıkları tartışılır finansal, materyal, mühendis zihinler… İşte o toprağa bu binayı dikmeye çalışmak gibiydi. Projenin küresel ölçekte büyüklüğünden, kritik önemdeki diğer modüllerinin iş yetiştirme telaşından ve ‘çok paydaşlı danışmanlık konsorsiyumu’ yapısından dolayı kimsenin tam olarak odaklan(a)madığı “garip” bir iş! Ama büyük paketi güzel süslüyor ve “yapılması gereken” listesinde tik atmak da isteniyor?..


Her ne ise.


Bir zaman sonra kendimi Kafkaesk bir yapının içinde kaybolmuş hissetmek üzereyken bir şeylerin tamamlandığını hissetmeye başladım. O dönemlerde Enneagram’la tanışmıştım. Bilenler bilir, bir çok yazımda bahsediyorum; dünyanın en dönüştürücü kişilik analizi modellerinden biri. Meraklısıydım, kitaplardan okumaktan ibaretti ilişkim.


Bir gün müşteride çalışırken içgüdüsel olarak “ben bunu iş yaşamında kullanabilir miyim?” düşüncesi üşüştü... Google’a “Enneagram in Business” yazdım. Evet, net bir karşılığı vardı, heyecanlandım. Araştırmalarım günler içinde devam etti; Integrative Enneagram IEQ9 isminde bir organizasyonla karşılaştım. İşleri, sundukları çok ilgimi çekti. Gidip eğitim almak istedim. Pahalı bir eğitimdi, durumu şirketim öder mi acaba diye düşündüm. Konuyu şirket ortağına açtım; git bir iş planı hazırla dedi; bunun sana, bize ve müşterilere ne faydası olacak? Hazırladım, sevdiler.

Ez cümle, kendimi aylar sonra Güney Afrika’da, Cape Town’da buldum, eğitimde buldum. Bireysel koçluk modülünün ardından bir süre sonra bir sefer de Takım Koçluğu modülü için yeniden gittim. Oradaki günlerim her bakımdan rüya gibiydi. Gerçekten mutluluk sarhoşu olduğum bir dönemdi. Öyle ki son gidişimde takvimi unutup dönmeyi unuttum!


Evet, dönüş uçağı kaçırdım.


Birkaç gün sonra önemli işlerim vardı İstanbul’da, daha fazla kalamazdım. Yeniden dönüş için bilet bulmaya koyuldum ama fiyatlar pek uçuktu. Oteldeydim, gece oldu. Gün boyu bir şey bulamam, bitkin düştüm, içimde şöyle bir duygu oluştu; “bırak, yat uyu, güzel şeyler olacak…”


Uyudum.


Sabah gün doğmadan kendiliğinden uyandım. Biletleri kontrol ettim. Son derece ucuza bir Emirates bileti buldum o akşam Dubai üzerinden Türkiye’ye gelen. Hemen aldım.


Çok güzel, çok huzurlu bir yolculuktu. Aklımda yeni fikirler. Heyecanlar. İçimde değişim rüzgarı esiyordu. Sanki bir göç gibiydi; eskiye dönemiyordum yeniyi bilmiyordum. Dubai havalimanında 8 saat bekleme vardı. Bir yere oturdum. Kendimden taşan işle ilgili, vizyonları & düşünceleri yazmaya koyuldum. Conscious Business Turkey orada kuruldu. Vizyonu, misyonu, değerleri, yol haritaları, hizmetleri hatta web sitesinin detayları bile orada aklıma üşüştü. Sonra zamanla -kısa bir süre içinde- tek tek hayata geçti. Üstelik hayatımın her anlamda en karışık dönemlerinden biriydi ama akacak kan damarda durmuyordu. PwC’den güzel bir şekilde, işbirliğimizi de sürdüreceğimiz bir formatta ayrıldım ve kendi yolculuğuma çıktım. Son iş tecrübemin “Kafkaesk” ağır iklimi yerini bahar aylarına bırakmıştı. Ayrılırken bir birikimim yoktu, bir cesaret atıldım. Oldu mu oldu. Hala da devam ediyor…


Solopreneur Olma Yolundakilere


Neden anlattım bunu?


Solopreneur olmanın teknik adımlarını, yol haritasını, zorluk ve kolaylıklarını her yerde bulabilirsiniz. Ancak bir solopreneur’un kendi adımlarını atarken içinde neler olup bittiğini paylaşmak istedim.


Kendime aldığım bazı dersleri özetleyeyim;


  1. Vakti gelmeden meyve daldan düşmüyor. Şartları zorlamanın alemi olmuyor, ancak vakti gelince de doğumun nerede olacağını bile belli değil!


  2. Sıkılmak yaratıcılığı körüklüyor; kıymetini bilmeli. Sıkılmaktan, hiçbir şey yapmamaktan veya yönünüzü net olarak görememekten korkmayın. Zihnin "bilmiyorum" aşamasında kalabilme kapasitesi (buna psikolojide negatif yetenek denir) solopreneur'un en büyük yaratıcılık yakıtıdır. Sancıyı doğumun bir parçası olarak kabul edin.


  3. Aranan güven, yani kendi adımlarını atmak için gerekli kaynaklar neredeydi? Kısa cevap: içeride. Uçağı kaçırdıktan sonra tam bir teslimiyetle uyuma ve ucu şirket kurma ilhamına varan uzun bir uçak yolculuğuna çıkma deneyimi bana aranan güvenli zeminin ayaklarımın tam altında olduğunu hatırlattı. Gemi neredeyse su zaten oradaydı! Acaba anlatabiliyor muyum?


  4. Yani “ben arkamdaki logo olmadan kimim?” sorusuyla erkenden yüzleşin. Güveninizi dışarıdaki şartlara değil, kendi öğrenme, adapte olma ve kriz çözme becerinize (yani kendi içinize) çıpalayın. Hikayenizdeki tabirle; geminin yüzmesi için okyanusa değil, sadece altındaki suya ihtiyacı olduğunu fark edin.


  5. Eğer bir iş fikriniz var ve hayata geçirme konusunda kendinizi yoklama safhasındaysanız seyahate çıkın derim! Bırakın, yola çıkın ve içinizi dinleyin. Rastlantılara, gelecek ilhamlara güvenin. Döndüğünüzde ilhamınız daha sağlam, aklınız daha berrak, enerjiniz daha yüksek olabilir.


  6. Kuracağınız şirketi hayal edin; onu göselleştirin, logosunu yapın, yaklaşımlarınızı netleştirin vs. Elinizden gelen en iyi iş planını, stratejiyi hazırlayın ama neticeye olan saplantınızı serbest bırakın. Tıpkı uçağı kaçırdıktan sonra gelen o “bırak ve uyu” hissi gibi; bazen en doğru kapılar, biz irademizi hayatın akışına teslim ettiğimizde açılır. Rastlantılara ve sezgilere alan açın.


  7. Kuracağınız işin sizi entelektüel (zihinsel) olarak doyuracağından ve değerlerinizle (duygusal) örtüşeceğinden emin olun. Benim ilhamım “Conscious Business” oldu. Ne olduğuna değineceğim.


  8. Tek başınıza sahneye çıktığınızda, iç sesiniz size sürekli "Sen kimsin ki bu hizmeti satıyorsun?", "Yeterince hazır değilsin" diyebilir. Arkada sığınılacak bir kurum olmayınca bu ses daha gür çıkar. Bu sesin gelmesi yanlış bir yolda olduğunuzu değil, konfor alanınızın dışına çıktığınızı gösterir. Mükemmel olmayı beklemeyin. Kavramsal olarak tasarlayın, görselleştirin ve tam hazır hissetmeseniz bile o adımı atın. Solopreneur'luk yolda öğrenilen, kervanın yolda düzüldüğü bir süreçtir.


  9. Büyük ekiplerden çıkıp tek başına bilgisayar başına geçmek ilk başlarda derin bir yalnızlık hissi yaratabilir. Bu yalnızlığı, kararlarınızda tam bağımsızlık ve zamansal özgürlük olarak yeniden tanımlayın. Diğer yandan, enerjinizi besleyecek mesleki ağlar, yaratıcı işbirlikleri ve benzer yollardan geçen “solopreneur dostlar” edinerek kendinize dışarıdan bir destek ekosistemi kurun.


  10. Büyük plazalardan çıkarken muhtemelen "Artık kendi zamanımın patronuyum, canım ne zaman isterse o zaman çalışırım" dediniz veya niyetiniz o. Haklısınız! Artık cumartesi gecesi saat 03.00’te, yatakta gözleriniz tavana dikilmiş halde web sitenizin fontunun şirket vizyonunuzu yeterince yansıtıp yansıtmadığını düşünmekte tamamen özgürsünüz. Solopreneur'luk, günde 8 saat başkası için çalışmamak adına, günde 16 saat kendiniz için çalışmayı gönüllü kabul ettiğiniz yarı-mazoşist bir felsefedir.


  11. Cape Town’da kuantum sıçraması yaşamak, Enneagram ile insan ruhunun derinliklerine inmek harikadır. Ta ki muhasebecinizden gelen o ilk "Ödenmemiş stopaj ve Bağ-Kur prim borcu" mesajına kadar. Uçuşkan vizyonlarınız kadar, hayatın somut gerçeklerine de mesai harcamanız ve iç kaynaklarınızı ayırmanız gerektiğini bilin.


Daha pek çok şey söylenebilir ama ilk aklıma gelenler bunlar.


Peki neden kurdum Consious Business’i? Neydi beni motive eden?


Conscious Business Turkey’in Amacı


Peki neden kurdum Consious Business’i? Neydi beni motive eden?


Kurumsal dünya; sistemleri, süreçleri, binaları ve yapıları değiştirmek için devasa bütçeler harcıyor, "yapılması gerekenler" listesine süslü tikler atıyordu. Ancak eksik olan çok temel bir şey vardı: İnsanın ve organizasyonun öz-farkındalığı. Şirketlerin içindeki o öğrenilmiş çaresizlikleri, kültürel yorgunlukları ve dirençleri sadece dışsal, mekanik metodolojilerle çözemezdik. O estetik binayı sulak ovada dik tutmak istiyorsak, olayların ötesini görmeli, yani daha "derine dalmalıydık."


İşte Conscious Business Turkey, tam olarak bu feryadın, arayışın ve Cape Town'da ruhuma üflenen o ilhamın bir kesişim kümesi olarak doğdu.


Beni motive eden şey; yönetim ve organizasyonel gelişim danışmanlığının o rasyonel, analitik ve matematiksel gücüyle; Enneagram’ın, koçluğun ve insan ruhuna dokunan yaratıcı "farkındalık" uygulamalarının o derin, dönüştürücü gücünü evlendirmekti.


Yani özetle organizasyonel mühendislik + psikoloji…


Cape Town’da Hint ve Atlantik okyanuslarının birleştiği Cape point bu evliliğin güçlü bir sembolüydü.


“Bilinçli İş” (Conscious Business) veya organizasyonel bilinçlilik, felsefi bir romantizmden ibaret değil; aksine epey pratik bir çalışma. Bilinçlilik, basitçe organizasyonun “kendini tanıması” demek. Özeleştiri kapasitesi yüksek, güçlü ve gelişmeye açık yanlarının farkında olan, kemikleşmiş alışkanlıklarını esneklikle dönüştürebilen ve en önemlisi hatalarından gerçekten öğrenebilen bir kurumsal zihniyet inşa etmek...


Yönetim danışmanlığında da, Enneagram ile Liderlik Takım Koçluğu çalışmalarında da, kurumsal eğitimlerde de hep bakış açısı bu; derine dal ve kalıcı bir şekilde dönüş, geliş…

Çok şükür ki kurulduğu günden bu yana (2019) bu mayanın tuttuğu 100’e yakın şirketle / kişilerle çalışma şansını yakaladım.


Şimdilerde ise yine içimde yeni bir şeyler var.


Çok şükür ki kurulduğu günden bu yana, yani 2019’dan beri bu mayanın tuttuğu 100’e yakın şirketle ve yüzlerce güzel insanla çalışma, onların dönüşüm yolculuklarına şahitlik etme şansını yakaladım. O Dubai havalimanında alelacele bir deftere dökülen o kavramsal tasarımlar, zamanla sulak ovalarda bile dik durabilen güçlü yapılara dönüştü.


Şimdilerde ise içimde yine o tanıdık kıpırtı, yepyeni bir şeylerin sancısı var. Tıpkı bir zeytin ağacının, o kadim ve bilge gövdesinin içinden yepyeni, taze bir ağaç fışkırtması gibi... Zeytin ağacı bilir ki, hayatta kalmak ve nesiller boyu dönüşmek için dışarıdan bir aşiya ihtiyaç yoktur; büyümenin sırrı zaten kendi özünde gizlidir. Sanırım hem benim hem de Conscious Business Turkey için, kendi köklerimizden beslenen yepyeni bir filizin, yeni bir kabuk değiştirmenin vakti yaklaşıyor.


Vakti gelince o meyve yine daldan düşecek, o yeni doğum yine hiç beklenmedik bir yerde gerçekleşecek. Nerede ve nasıl olacağını zaman gösterecek ama artık çok iyi bildiğim bir şey var:


Gemi neredeyse su zaten oradadır; zeytin ağacı neredeyse, hayat tam da oradan yeniden fışkıracaktır.


Prologue:

"Solopreneur" neydi ve "Freelance" ile farkları nelerdi?


1. Temel Odak: "Zaman Satmak" vs. "İş İnşa Etmek"


  • Freelancer (Serbest Çalışan): Temelde uzmanı olduğu operasyonel bir işi (tasarım, yazılım, metin yazarlığı vb.) şirketlere proje bazlı sunar. Genellikle zamanını paraya dönüştürür. Çalışmayı bıraktığı an gelir akışı durur.


  • Solopreneur (Solo Girişimci): Kendini bir çalışan olarak değil, tek kişilik bir şirket olarak konumlandırır. Bir freelancer gibi sadece "işi teslim edip faturayı kesmek" istemez; bir marka, bir metodoloji, bir ürün veya bir sistem inşa eder. Tıpkı sizin yaptığınız gibi: Adını koyduğunuz bir şirketiniz , tescilli yaklaşımlarınız ve bir vizyonunuz vardır.


2. Ölçeklenme ve "Ürünleştirme" (Scalability)


  • Freelancer: Ölçeklenmesi zordur. Günde sadece 24 saati vardır ve geliri bu saat sınırına takılır. Daha çok kazanmak için ya daha çok çalışmalı ya da saatlik ücretini artırmalıdır.


  • Solopreneur: Zaman sınırını aşmanın yollarını arar. Bilgisini, deneyimini ürünleştirir. Örneğin; birebir danışmanlık vermenin yanında, dijital eğitimler, kitaplar, lisanslı Enneagram araçları veya grup programları geliştirerek siz uyurken de işleyen bir model kurmayı hedefler.


3. Kimlik Değişimi: "Usta" vs. "Girişimci"


  • Freelancer: İşin mutfağındaki ustadır. "Ben çok iyi bir içerik yazarıyım ve markalara yazı yazıyorum" der. Şirketleşmek veya markalaşmak gibi büyük dertleri genellikle yoktur.


  • Solopreneur: Hem mutfaktadır hem de kasanın başında. Hikayenizde anlattığınız o PwC'deki "generalist" ruhunun tam karşılığıdır. Aynı anda hem CEO’dur, hem satışçı, hem pazarlamacı, hem de stratejist. İş geliştirmeden muhasebeye kadar her şeyi bir sistem dahilinde yönetir.


Emrah Akbalaban                              

Conscious Business Turkey

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

© 2026 by Conscious Business.

  • Black Instagram Icon
bottom of page