Liderliğin TAO’su

Liderlik dediğimiz bugünlerde bir paradoks!


Hem değişimi yaratman beklenir hem de değişime adapte olman. Hem hedefe ulaşma konusunda yırtıcı olman beklenir hem de uzlaşabilir olman. Hem kontrolü sürdürmen hem de farklı görüşleri memnuniyetle karşılaman... Hem bir lider olarak güçlü & emin olman beklenir hem de aynı zamanda incinebilirliğini (“vulnerability”) saklamaman…


“Nasıl yani, zıt şeyler değil mi bunlar?” diye düşünebilirsiniz, öyle görünüyor.


Bir lider olarak hem “bilmen” beklenir, aynı zamanda “bilmemen” (“unlearning”), yaniöğrenme çevikliği bağlamında “bildiklerini unutabilmen”… Hem çözüm üretmen & zor sorulara yanıt vermen beklenir hem de soru sorman, koçluk yapman, çözümü diğerlerinin bulmasını sağlayacak ortamı yaratman… Bir şeyler öğretmen beklenir, aynı zamanda öğrenci olabilmen… Bu liste böyle uzayıp gidiyor.


Liderlik gelişimi gerçekten bir paradoks!


Bu yazının ana fikri bu paradoksu anlamak ve zıtlıkları dengelemek… Ama geldiğimiz noktayı daha iyi yorumlamak için önce farklı dönemlerde liderliğe dair farklı yaklaşımları bir özetleyelim istedim…


Bu ilk bölümü okumadan direkt “Yin ve Yang Liderlik” bölümüne de geçebilirsiniz.


Liderliğin Çağlar İçerisinde Farklı Biçimleri


“Lider nasıl olmalıdır?” sorusu yüzyıllardır sorulan bir soru gerçi, ancak her dönemin tanımında öne çıkan vurgu veya “geçerli lider arketipi” farklı.


Bir kere her dönemin ana lider arketiplerinden biri “kahraman”. Sun Tzu’dan Machiavelli’ye… Cesaret, basiret, zor zamanlarla baş etme, ileri görüşlülük, başarı ve “yılmazlık” gibi erdemlerin çağı… Özellikle kapitalizm öncesinin ana ruhu… Hem sevilen hem kendisinden korkulan lider…


1900’lerin ilk çeyreğinde taylorist & fordist üretim verimliliği paradigmasının etkisi görülüyor. Bu dönem, “bilimsel yönetim ilkelerini” uygulayan “sistem kurucu & kontrolcü” liderin dönemi… Öte yandan, başta Freud’un ve pek çok çağdaşının katkılarıyla kişilik yapılarının insan ilişkilerine etkileri analiz eden davranış bilim, Geştalt psikolojisi, örgüt ve değişim teorileri bu dönemde olgunlaşıyor.


30’lardan 60’lara gelirken “organizasyon kültürü” meselesi iş hayatına iyice giriyor. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi, Drucker’ın meşhur yönetici – lider ayrımı, Johari’nin insanın ‘kör noktalarını’ aydınlatmaya odaklanan “Johari penceresi”, Tuckman’ın “takımların 4 fazı” yaklaşımı, hatta 70’lerde doğan Blanchard’ın “durumsal liderlik” yaklaşımları bu dönemin meyvelerinden… Ana lider arketipi “insan odaklı” lider. Ana odak; motivasyon, takım gelişimi, durumsal olarak liderlik tavrını kişiye göre değiştirebilme kabiliyeti ve bir “ödül – ceza sistemi” olarak performans yönetimi… Diğer yandan, motivasyonda neyin etkili olduğunun analiz edildiği ve özellikle “dışsal motivatörlere” odaklanıldığı bir dönem gibi de görünüyor…


80’lerde “dönüşümsel & hizmetkar” lider kavramı doğuyor. “Öğrenen organizasyon” teorisiyle Senge, “hizmetkar liderlik” fikri ile Greenleaf, “organizasyon sosyolojisi” çalışmaları ile Schein, “yüksek performanslı takım” kavramı ile Katzenbach, “organizasyonel savunma mekanizmaları” veya “sonuç çıkarma merdiveni” gibi teorileri ile Chris Argyris bu dönemin ilham kaynaklarından… Öğrenme yaklaşımları, kendi kendini organize eden takımlar, kurum kültürü, organizasyonel davranışın psikodinamiğini açıklayan “eylem bilim” gibi konular konuşuluyor… Önceki dönemin aksine “içsel motivatörler” daha bir ön planda ve bunun “dışsal atmosfer” yani kültür ile ilişkisini anlamak esas… Yani yavaş yavaş her şeyin bir bütün olarak çalıştığı “ekosistem” düşüncesine geçiliyor…


2000’lerde “5. Seviye mütevazi lider” kavramı ile Collins, otantik lider kavramı ile Bill George, duygusal lider kavramı ile Goleman dönemin ilham kaynaklarından... Duygusal zekâ, otantik & sahici / kendi oluş, organizasyonlarda holokrasi, bağlantısallık, dağıtılmış liderlik rolleri, etik, sürdürülebilirlik gibi vurgular kulağa en çok çalınanlar arasında… Bu dönemin en çok konuşulan lider arketipini “otantik” lider olarak özetlemek pek yanlış olmaz sanıyorum…

2010’ların moda liderlik tarifi; “çevik liderlik…” Değişkenlik, belirsizlik, karmaşıklık çağında liderlik… Liderde aranan temel nitelikler belirsizlik toleransı, merak, yaratıcılık, cesaret, duygusal dayanıklılık, kritik düşünce, vizyon, esneklik gibi meseleler konuşuluyor… Malum meseleler…


Bugüne geldiğimizde ise liderlik meselesinde köklü bir paradigma değişikliği ile karşı karşıya olduğumuzu hissediyorum. Bir kere “lider olma yolculuğunun” “kendini bilme yolculuğundan” ayrı bir şey olmadığı ortaya çıktı… O yüzden çokça farkındalık, kendini bilme, kırılganlığını saklamama, alçakgönüllülük, derin dinleme gibi konuları konuşuyoruz… Üstelik sadece “lider” için değil, herkes için… O yüzden “kendine bilme & kendine liderlik etme” & “self leadership” kavramı kritik… Yani şöyle diyor bu yaklaşım; önce kendini bil, sana has & sahici liderlik tarzını keşfet, tek tip olmak zorunda değilsin, sana tabiatını veren öz nitelikleri & tohumunu bul ve onu büyüt… Bu anlamda örneğin Enneagram, muhteşem bir mizaç modeli ve kişişel liderlik tarzını bulmaya yönelik çok bir anahtar sunuyor.


Bu konularla ilgili 3 yazı daha var önerebileceğim;