Enneagram Yazıları #3: Bir Olalım, Ama… Enneagram, gölge ve birliğin önüne koyduğumuz görünmez şartlar...
- Emrah Akbalaban

- 11 Ağu
- 14 dakikada okunur
“Her cüz küllünü arar.” Hz. Mevlana
Başlarken not: Yazılar bazen uzun gelebilir, anlarım. :) Enneagram yazılarının kolaylığı şu doğrudan gidip kendi tipini okuyabiliyorsun. Eğer istersen sonra yazının geri kalanına devam edebilirsin. :)
Giriş
Parça bütüne dönmek, ayrılık birliğe kavuşmak ister. İnsanın görülme, sevilme ve ait olma arzusu da belki bu kadim güdünün içimizdeki karşılığıdır.
Hepimiz bilsek de bilmesek de birliği ararız.
Önce bir başkasında, bir toplulukta, bir inançta ya da aşkta eksilmiş bütünlüğümüzü yeniden bulmayı umarız. Ardından, geriye yalnızca özümüz kalana dek bir arınma süreci başlar. Birlik, dışarıda bulduğumuz bir tamamlanma değil; bizi ayrı tutan hikâyeler çözüldükçe içeride açığa çıkan hakikat olarak resmedilir manevi yollarda...
Fakat insan tam da bu eşikte, farkında olmadan kendi birliğini perdelemeye başlar.
Birliği isterken, bir yandan bizi ayrı tutan hikâyelerden vazgeçmek de istemeyiz. Psikolojide “örtük rakip bağlılık” diye adlandırılan bu çelişki (Bu kavramı merak edenler Robert Kegan ve Lisa Lahey’nin “değişime karşı bağışıklık sistemi” modelindeki “örtük rakip bağlılıklar” konusunu araştırabilir), bir ayağımızla birliğe yönelirken diğer ayağımızla mevcut benliğimizi korumaya çalışmamızdır. Gölge, tam da bu ikinci ve çoğu zaman görünmeyen bağlılığın içinde saklanır. Çünkü cüz küllü ararken, cüz olarak kalmayı da şart koşar. Birleşmek ister, fakat çözülmeden; yakınlaşmak ister, fakat değişmeden; teslim olmak ister, fakat kontrolü bırakmadan. Ego birliği reddetmez. Onu kendi varlığını koruyacak sessiz bir şarta bağlar: “Bir olalım, ama ben bildiğim ben olarak kalayım.”
Böylece insan, en çok istediği şeyi istemeden perdeler. Üstelik bunu bencillik, korku ya da kaçış adına değil; çoğu zaman doğruluk, sevgi, sadakat, özgürlük, derinlik ve huzur adına yapar. Gölge hiçbir zaman yalnızca bir yalanın arkasına saklanmaz. En güvenli yerini bir hakikatin gölgesinde bulur.
Aslında insan birliği ister; ama farkında olmadan onun önüne şartlar koyarak onu perdeler.
Bu yazı, Enneagram üzerinden bu görünmez şartların izini sürüyor.
Gölgelerin Gücü Adına
Evet, gölge hiçbir zaman bir yalanın arkasına saklanmaz. Her zaman bir hakikatin arkasına saklanır. Görülmemesinin sebebi de tam olarak budur.
İlişki, bu iç çelişkinin en görünür olduğu yerdir. Çünkü birlik arzusu orada soyut bir ideal olmaktan çıkar; yakınlık, açıklık, değişim ve teslimiyet talep eden somut bir karşılaşmaya dönüşür.
Bir ilişkide “ben birlik istiyorum” diyen kişi genellikle yalan söylemiyordur; bu arzusunda samimidir. Fakat birlik bir bedel ister ve her tip, bu bedeli başka bir kayıp olarak yaşar. Ego birliği arzular, ama birlikten sağ çıkmayı da şart koşar: “Bir olalım, ama ben bildiğim ben olarak kalayım.” Bu, tasavvufun fenâ dediği hâlin tam tersi bir denklemdir. Üstelik bu şart bilinçli bir pazarlığın cümlesi değildir; davranışların içine gömülür ve tam da orada görünmez hâle gelir.
Peki neden görülmüyor?
Üç sebep var ve üçü de aynı yere çıkıyor:
Bir: Gölge, ideal ile aynı dili konuşur. Kontrol “koruma”, geri çekilme “sınır”, kendini silme “uyum”, sürekli sorgulama ise “gerçekçilik” adını alır. İnsan gölgesini kusur değil, erdem olarak yaşar.
İki: Her tip birliği kendi ölçü aletiyle ölçer. Kimi doğrulukla, kimi ihtiyaç duyulmakla, kimi yoğunlukla, kimi güvenlikle, kimi de çatışmasızlıkla. Fakat insan kendi ölçüsünü yine aynı ölçüyle sınadığı için ondaki çarpıklığı göremez. Bozuk terazi kendi bozukluğunu tartamaz.
Üç: Her sabotajın içinde gerçek bir doğru vardır. Sınırlar gereklidir, güven önemlidir, çatışma yıpratıcıdır, özensizlik ilişkiyi çürütür. Sorun bu doğruların kendisinde değil, birliğin ön şartına dönüştürülmelerindedir. Nefsin en güvenli sığınağı, hakikatin gölgesidir.
Belki de en rahatsız edici olan şudur: Gölge aptal değildir; bedeli doğru hesaplar. Birlik gerçekten bir tür ölüm ister. Her tip, kendisini ayakta tuttuğuna inandığı şeyi kaybetmekten korkarken aslında bir hakikati sezer. Yanıldığı yer, ölecek olanın kim olduğudur. Çünkü birlik içinde ölen kişi değil, kişinin kendisi hakkında ömür boyu taşıdığı hikâyedir.
Peki sen, ilişkinde birliği hangi ölçü aletiyle ölçüyorsun? Ve o alet en son ne zaman kalibre edildi?
Enneagram 1 - Mükemmelliyetçi: Düzeltmeyi sevgi sanmak
Beyan: "Ben bu ilişkiye bağlıyım, sözümün arkasındayım. Düzgün, sağlam, doğru bir birliktelik istiyorum."
Çelişen inanç: Birliğin bir şartı vardır: doğruluk. Bir'in denklemi: önce düzeltelim, sonra birleşelim. Ama düzeltme listesi hiç bitmez; dolayısıyla birleşme hep bir sonraki maddeye ertelenir.
Davranış: İnce, sürekli, çoğu zaman iyi niyetli düzeltmeler. "Şöyle desen daha iyi olurdu." Bastırılan öfkenin sızdığı yerler: ton, iç çekiş, sessizlik, ölçülmüş bir mesafe. Bir açıkça öfkelenmez — öfke "yanlış"tır — ama öfke başka kılıklarda odaya girer ve karşı taraf ne olduğunu anlamadan suçlu hisseder.
Neden görünmez: Çünkü Bir hata bulmuyordur; iyileştiriyordur. Sevgisini düzeltmekle gösterir; ilgilenmediği şeyi düzeltmeye zahmet etmez. Dahası, Bir kendine karşı çok daha acımasızdır — ve bu, kusursuz bir adalet illüzyonu yaratır: "ben aynı standardı kendime de uyguluyorum." Doğrudur. Ama iki kişiye uygulanan haksız bir standart, adalet olmaz.
Daha ince bir katman: Bir'in birlik tasavvuru dikkatle incelendiğinde çoğu zaman bir hizalanma tasavvurudur: iki kişinin aynı doğruda buluşması. Farklılığa yer yoktur; farklılık bir hatadır, çözülmesi gereken bir sapmadır. Ve daha derinde: Bir, sevildiğini bilmek için doğru olduğunu bilmek ister. Bu ikisi aynı şey değildir ve aralarındaki fark, Bir'in bütün ömrüdür.
Alt tiplerde:
Korunma Biri endişelidir, kaygıyı düzenle yatıştırır. Sıcaktır ama içinde bir kontrol titreşimi vardır; bırakamaz.
Sosyal Bir rol modeldir: doğru ilişki nasıl olur, çift dışarıdan nasıl görünmeli. İlişki bir örnek teşkil etmeye başlar.
Cinsel Bir reformcudur; öfkesi daha açıktır. Partneri dönüştürme misyonu üstlenir: "seni daha iyi yapacağım." Ama dönüştürülmeye çalışılan kişi sevildiğini hissetmez, denetlendiğini hisseder.
Şifa yönü: Bir'in gelişim hattı Yedi'ye uzanır — oyun, hafiflik, kusurun sevimliliği. Tasavvufta karşılığı rızadır: olanı, olduğu haliyle kabul edebilme. Ve Bir için en zor ayrım şudur: "iyi" ile "iyileştirilmiş" aynı şey değildir. Sevgi bir onay değildir; onay verilmeden de sevilebilir. Bunu içeriden bilmek Bir'in ömürlük işidir.
“Ne kadar yetkinleşirsek, başkalarının kusurlarına karşı o kadar yumuşak ve sessiz oluruz.”François Fénelon
Enneagram 2 – Memnun Edici: Vermeyi birlik sanmak
Beyan: "Ben bu ilişki için her şeyimi veririm. Sen benden önce gelirsin." Ve bu genellikle doğrudur — İki gerçekten verir, gerçekten fedakârdır.
Çelişen inanç: İkinin tutkusu gurur. Gurur burada kibir değil, ihtiyaçsızlık iddiasıdır: "benim ihtiyacım yok, ihtiyacı olan sensin." Bu iddia bir asimetri kurar ve bu asimetri korunmalıdır — çünkü İki'nin bilinçdışı denklemi şudur: gerekli olmazsam sevilmem. Sevgi bir yer, bir konum, bir işlev üzerinden garantiye alınır.
Davranış: İstenmeden verilen yardım. Karşı tarafın ihtiyacını ondan önce bilmek — ki bu, kibarca yapılmış bir sınır ihlalidir. Partnerin bağımsızlaşmasını sessizce zorlaştırmak: onsuz da iyi olabildiğini görmek İki için bir tehdittir. Ve kendi ihtiyacını hiç söylememek. Söylemek, alan konumuna düşmektir; gurur buna izin vermez. Söylenmeyen ihtiyaç kaybolmaz — kırgınlık, sitem, "ben senin için neler yaptım" olarak geri döner.
Neden görünmez: Çünkü fedakârlık, hemen her kültürde erdemlerin en tepesindedir. İki sevdiğini düşünür — ve sever de. Ama verilen şeyin bir kısmı hediye değil, sessizce tutulan bir alacaktır. Fatura hiç kesilmez, ama defter kapanmaz.
Daha ince bir katman: Birlik verilen şeyle değil, alınabilen şeyle kurulur. İki almayı bilmediği için köprünün yarısını kendi eliyle kapatmıştır. "Ben iyiyim, sen anlat" cümlesi dünyanın en nazik ayrılık cümlesidir.
Alt tiplerde:
Korunma İkisi çocuksu bir cazibe kurar; doğrudan istemez, ama bakılmayı bekler. Talep gizlidir, bu yüzden karşılanamaz.
Sosyal İki ilişkiyi bir etki alanına dönüştürür; partneri de zaman zaman bir projeye çevirir. Yardım edilen kişi eşit olamaz.
Cinsel İki total bir birleşme sunar: "senin her şeyin olurum." Ama her şeyi olan kişi, artık ayrı bir kişi değildir; ve ayrı kişi yoksa buluşacak kimse de yoktur.
Şifa yönü: İkinin gelişim hattı Dört'e uzanır — kendi içine dönmek, kendi acısını başkasının acısıyla değiştirmeden taşımak. Tasavvufun tevazusu burada ilginç bir yer alır: gerçek tevazu vermek değil, ihtiyacını itiraf edebilmektir. Duanın özü zaten budur. İki için en radikal cümle "sana ihtiyacım var"dır ve genellikle bunu söylemesi kırk yılını alır.
“Her şeye değerini veren yalnızca sevgidir.” Ávilalı Teresa
Enneagram 3 – Rekabetçi Başaran: Kurmayı birlik sanmak
Beyan: "Ben bu ilişkiye yatırım yapıyorum. Bizim için çalışıyorum. Birlikte iyi bir hayat kuracağız."
Çelişen inanç: Üçün dünyasında değer kazanılır, verilmez. Sevgi bir performansın karşılığıdır. Denklem: çıplak halimi görürse, kalmaz. Bu yüzden ilişki bir projeye dönüşür — kurulacak, geliştirilecek, başarılacak bir şey. İyi bir ilişki, iyi yönetilen bir ilişkidir.
Davranış: Meşguliyet — ve bu meşguliyetin ilişki adına yapılıyor olması, ki genellikle gerçekten öyledir. Duygusal konuşmaları çözüme doğru hızlandırma; duygu verimsizdir, üç onu bir eylem maddesine çevirir. Kriz anında son derece işlevsel olma, ama savunmasız olmama. Partnerin mutsuzluğunu bir başarısızlık karnesi gibi okuma ve bu yüzden mutsuzluğa tahammül edememe.
Neden görünmez: Çünkü tüm bunlar fedakârlık kılığındadır ve dışarıdan da öyle görünür. Üç ilişkiden kaçmaz; ilişkinin ölçülebilir kısmına sığınır. Ölçülemeyen kısım — hiçbir şey üretmeden yan yana durabilmek — hiç ziyaret edilmez.
Daha ince bir katman: Üçün en derin korkusu görülmemek değil; görülüp yetersiz bulunmak. Bu yüzden hep bir versiyon sunulur. Ve karşı taraf o versiyonu sevdiğinde bir şey olur: Üç, sevginin tam ortasında yalnızlaşır. Çünkü sevilen kişi kendisi değildir. Sonra bu yalnızlığı ilişkinin bir eksikliği olarak okur — oysa kapıyı kendisi kapatmıştır.
Alt tiplerde:
Korunma Üçü özerkliğiyle övünür, hatta imaj yapmamayı imaj edinir. İlişkide "ben hallederim" der ve yardımı hiç kabul etmez.
Sosyal Üç çiftin dışarıdan görüntüsüne yatırım yapar. Dışarısı düzgün olduğu sürece içerisi ertelenebilir.
Cinsel Üç karşı tarafın istediği kişi olur. En yakın görünen, en boş olabilen birlik biçimidir bu — çünkü aradaki kişi bir yansımadır.
Şifa yönü: Üçün gelişim hattı Altı'ya uzanır — sadakat, ortaklık, "ben"in yerine "biz". Tasavvufta buna karşılık gelen kavram ihlastır: riyanın, yani gösterişin tam tersi; amelin görülmeden yapılması. Üç için birlik, sahne ışıkları söndükten sonra hâlâ orada olan şeydir. Işıklar sönmeden bunun sınanması mümkün değildir.
“Mükemmelliğe, eklenecek hiçbir şey kalmadığında değil; çıkarılacak hiçbir şey kalmadığında ulaşılır.”Antoine de Saint-Exupéry
Enneagram 4 – Bireysel Trajiromantik: Mesafeyi derinlik sanmak
Beyan: Dört, birliği belki de en yüksek sesle dile getiren tiptir. "Yüzeysel bir beraberlik istemiyorum. Gerçek bir buluşma istiyorum. Ruhen görülmek istiyorum." Bu cümleler samimidir ve çoğu zaman haklıdır da.
Çelişen inanç: Dördün kimliği eksikliğin üzerine kurulmuştur. Haset dediğimiz tutku, "onda olan bende yok" duygusundan beslenir; yani özün hep orada, başkasında, henüz gelmemiş olanda olduğu sezgisinden. Bu, dördü şu paradoksa sokar: kavuşma, dördü dört yapan şeyi öldürür. Özlem ortadan kalkarsa geriye kim kalır?
Bu yüzden dördün bilinçdışı denklemi şudur: mesafe olmadan derinlik olmaz. Ve mesafe kendiliğinden yok olmaya başladığında — ilişki sakinleştiğinde, olağanlaştığında, güvenli hale geldiğinde — dört farkında olmadan mesafeyi yeniden üretir.
Davranış: Yakınlaşan sıradanlaşır. Ulaşılabilir olan büyüsünü kaybeder. Dört bunu genellikle partnerin bir kusuru olarak yaşar: "değişti", "eskisi gibi değil", "beni artık gerçekten görmüyor." Sonra huzursuzluk gelir; bazen bir kriz, bir sitem, bir çekilme, bir yoğunluk talebi. Kavga ve barışma döngüsü yakınlığın kanıtı gibi hissedilir; sükûnet ise ilgisizlik gibi.
Neden görünmez: Çünkü bütün bu hareketler derinlik adına yapılır. Dört mesafe ürettiğini düşünmez; sahteliğe direndiğini düşünür. Gölge burada "ben yüzeysel bir ilişkiye razı olmam" cümlesinin arkasına saklanır — ve bu cümle doğrudur. İşte tam bu yüzden mükemmel bir saklanma yeridir.
Daha ince bir katman: Dördün birlik fantezisine dikkatle bakın. Genellikle bir kaynaşma değil, bir görülme sahnesidir. Birinin gelip onu, tüm karanlığıyla birlikte, nihayet doğru okumasıdır. Ama görülmek için iki kişi gerekir. Yani dördün en mahrem birlik hayali bile ayrılığı sessizce korur.
Alt tiplerde aynı mekanizma, farklı giysi:
Cinsel dört birliği bir talep ve rekabet üzerinden kurar: "sen beni yeterince sevmiyorsun." İlişki, karşı tarafın sürekli kaybettiği bir sınava dönüşür.
Sosyal dört yarasını konumlandırır: anlaşılmamak bir kimliğe dönüşünce, karşı taraf eşit değil, mahcup bir bakıcı olarak kalır. Eşitlik olmayan yerde birlik olmaz.
Korunma dördü ise şikâyet etmez, dayanır. İhtiyacını söylemez — çünkü "söylemek zorunda kalmak" zaten yenilgidir. Böylece birlik telepatik bir sınava dönüşür; kimse geçemez.
Şifa yönü: Dördün gelişim hattı Bir'e uzanır. Bir'in dile getirmediği ama yaşadığı sır şudur: birlik vahiyle değil tekrarla kurulur. Sıradan, parlaklığı olmayan, her gün yeniden yapılan küçük eylemle. Dördün en zor işi budur; çünkü sıradanlık, dördün ölümden saydığı şeydir.
Mevlânâ'nın ney'i ayrılığından yakınır. Ama o yakınış bir yoldur, bir varış noktası değil. Hasret vuslatın yerine geçtiğinde artık yol olmaktan çıkar, ev olur.
“Her şey görünür, her şey ele geçmez; her şey yakındır, ama dokunulamaz.” Octavio Paz
Enneagram 5 – Gözlemci Uzman: Anlamayı katılım sanmak
Beyan: Beş de birliği ister ve ilginç şekilde çok sadıktır. "Ben herkesle yakınlaşmam. Ama seçtiğim insanla gerçek, derin, sarsılmaz bir bağ isterim." Bu da samimidir.
Çelişen inanç: Beşin dünyasında kaynaklar sınırlıdır. İç enerji, zaman, dikkat, mahremiyet — hepsi bitebilir bir kasadadır. Cimrilik tutkusu paranın değil, kendinin biriktirilmesidir. Bu yüzden yakınlık, beşin bedeninde bir çekim olarak hissedilir: karşı tarafın ihtiyacı, hesaptan yapılan bir çekiliş gibi.
Bilinçdışı denklem: birlik tükenmedir. Tamamen verirsem geriye ben kalmam.
Davranış: Beş verir — ama kontrol edebildiği para birimiyle: bilgi, çözüm, sadakat, güvenilirlik, ölçülü ve planlı mevcudiyet. Vermediği şey öngörülemez olandır: dağınık duygu, hazırlıksız yakınlık, tam o an orada olma. En kritik anda beş sahneden çekilir — düşünmek, toparlanmak, "doğru" şeyi söyleyebilecek hale gelmek için.
Neden görünmez: Çünkü beş bu çekilmeyi ilişkiyi korumak olarak yaşar. "Şu an duygusalım, bir şey söylersem yanlış olur; çekileyim, düşüneyim, düzgün geleyim." İçeriden bakınca bu sorumluluktur, saygıdır, olgunluktur. Dışarıdan bakınca ise tam ihtiyaç anında terk edilmedir. Beş birliği bozduğunu düşünmez; birliğe kalite kontrolü uyguladığını düşünür.
Daha ince bir katman: Beş ilişkiyi zihninde kurar ve orada kusursuzdur. Yalnızken partneri hakkında yoğun düşünür, derin bir bağ hisseder, hatta duygulanır. O sırada karşısındaki insan yalnızlığı yaşamaktadır. İkisi de dürüsttür — ama sadece biri ilişkinin içindedir.
Modern psikoloji dili beşe kusursuz bir kılık verdi: sınır, alan ihtiyacı, kendine dönmek, enerji yönetimi. Bunların hepsi gerçek ihtiyaçlardır. Tam da bu yüzden birinci sınıf saklanma yerleridir.
Alt tiplerde:
Korunma beşi kaleyi kurar; karşı taraf eve değil, bir odaya kabul edilir.
Sosyal beş ilişkiyi ortak bir konu üzerinden yaşar; yakınlık üçüncü bir şeyin aracılığıyla kurulur, doğrudan değil.
Cinsel beş ise en çarpıcı olanı: mutlak, tek, kayıtsız şartsız bir birleşme arar. Ama talep o kadar mutlaktır ki gerçek ilişki hep yetersiz kalır. Yani total birlik hayali, kişiyi mevcut birlikten dışarıda tutar.
Şifa yönü: Beşin gelişim hattı Sekiz'e uzanır — bedene, doğrudanlığa, yer kaplamaya. Beşin öğrenmesi gereken cümle şudur: anlamadan var olabilmek. Hazır olmadan gelmek. Tasavvufun zühd dediği şey sahip olduğundan vazgeçmektir; beşin yaptığı ise hiç almayarak kaybetme riskini sıfırlamaktır. İkisi birbirine benzer, aynı şey değildir. Cömertlik burada ahlaki bir öğüt değil, ontolojik bir düzeltmedir: beş kendini havuz sanan bir ırmaktır.
“Egonu geçirgen kıl. Açıklık, sabır, kabul ve yalnızlık her şeydir.” Rainer Maria Rilke
Enneagram 6 – Sadık Şüpheci: Sınamayı sadakat sanmak
Beyan: "Ben sadık biriyim. Bir kere bağlandım mı sonuna kadar giderim. Güven benim için her şey."
Çelişen inanç: Güvenmek savunmasız kalmaktır. Altının denklemi: birlik, silahsızlanmaktır. Bu yüzden Altı bağlanır ama bir gözünü hep açık tutar. Ve açık kalan o göz sürekli kanıt arar.
Davranış: Sınama. Genellikle bilinçli değildir: iyi giden bir dönemin ortasında beliren huzursuzluk, "ya bir gün giderse" senaryosunun canlanması, geçmişten delil toplama, küçük bir tereddüdün büyük bir şüpheye dönüşmesi. Bazen tartışma çıkarma — bağın dayanıklılığını ölçmek için. Karşı-fobik tarafta ise kışkırtma, meydan okuma, "bakalım dayanacak mı".
Neden görünmez: Çünkü Altı için şüphe bir düşünce değil, bir algıdır. Kaygının ürettiği kanıt, kanıt gibi hissedilir. Dahası, sorgulamak sorumluluktur: "ben paranoyak değilim, gerçekçiyim." Ve bazen gerçekten öyledir — Altının tehlike sezgisi çoğu zaman doğrudur. İşte bu yüzden yanlış olduğu yerleri ayırt etmek imkânsıza yakındır.
Daha ince bir katman: Altı esasen partnerine güvenmiyor değildir; kendi yargısına güvenmiyordur. Dışarıdan bir teminat arar, ama teminat içeriden gelmediği için hiçbir dış kanıt yetmez. Partner, sürekli sınavda kalan bir kefile dönüşür. Ve en acı hali şudur: yeterince sınanan bağ gerçekten yıpranır; sonra Altı bunu "haklıymışım" diye okur. Kendi kehanetini gerçekleştirmiş olur ve kehanetin yazarı olduğunu göremez.
Alt tiplerde:
Korunma Altısı sıcaktır, ittifak arar, yakınlık kurar — ama tereddütlüdür; adım atar, yarım geri çekilir.
Sosyal Altı çerçeve ister: ilişkinin kuralları neler, roller ne, çizgi nerede. Belirsizlik onun için tehdittir; ama aşk tanım gereği belirsizdir.
Cinsel Altı güç ve çekicilikle karşı atağa geçer. Korkuyu göstermemek için korkutucu olur; sınama en görünür halini burada alır.
Şifa yönü: Altının gelişim hattı Dokuz'a uzanır — iç sükûnet, tetikte olmayan bir zihin. Tasavvufun tevekkülü tam olarak buraya oturur, ama tembellikle karıştırılmamak kaydıyla: tevekkül tedbiri bırakmak değil, ihtimalleri hesaplamayı bırakmaktır. Ve yakîn — kesinlik değil, huzurla bilme. Altının işi kanıt toplamayı bırakıp yaşayarak öğrenmektir; çünkü güven bir sonuç değil, bir risktir.
“Şimdi soruları yaşa. Hakkıyla yaşa. Belki de o zaman, farkına bile varmadan, yavaş yavaş uzak bir güne, cevaba doğru ilerleyeceksin.” Rainer Maria Rilke
Enneagram 7 – Hevesli Hayalci: Neşeyi yakınlık sanmak
Beyan: "Ben birlikte olmayı seviyorum. Sadece kısıtlanmak istemiyorum. Neşeyle, özgürce, hafifçe bir olalım."
Çelişen inanç: Bağlanmak kapanmaktır; acı gereksizdir ve kaçınılabilirdir. Yedinin denklemi: birlik bir kapının kapanmasıdır. Ve kapı kapanırsa nefes alamam.
Davranış: Parlak bir başlangıç, sonra kademeli bir hafifleme. Zor konuşmayı şakayla dağıtma. Kriz anını bir plana, bir tatile, bir yeni projeye çevirme. Fiziksel olarak orada olup zihinsel olarak bir sonraki şeyde olma. Partnerin acısına dayanamayıp onu neşelendirmeye çalışma — bu bir kaçıştır ama tam olarak sevgi gibi görünür, hatta kısmen sevgidir. Ve zihnin bir köşesinde hep açık tutulan bir kapı: "gerekirse giderim."
Neden görünmez: Çünkü Yedi kaçmıyordur; yaşıyordur. Pozitiflik bir erdemdir, "ben ilişkiye enerji katıyorum" cümlesi doğrudur. Yedinin sabotajı hüzünlü değil neşeli olduğu için kimse ona sabotaj demez. Dokuz tip içinde en az fark edilen gölge muhtemelen budur.
Daha ince bir katman: Birlik ancak kalınabilen yerde derinleşir. Yedi neredeyse hiç sıkılmayı göze almamıştır — oysa derinlik çoğu zaman sıkıntının hemen öbür tarafındadır. Ve şu paradoks: Yedi tutsaklıktan kaçar, ama seçenekleri sürekli açık tutmak da bir tutsaklıktır. Hiçbir yere tam varamamanın tutsaklığı.
Alt tiplerde:
Korunma Yedisi ittifak ve konfor kurar; ilişki iyi işleyen bir ekibe benzer, ama mahremiyet pratikliğin gölgesinde kalır.
Sosyal Yedi karşı-tiptir: kendini adar, hizmet eder, fedakâr görünür. Ama hizmet de bir erteleme biçimi olabilir — iyilik yaparak yakınlıktan kaçmak.
Cinsel Yedi idealize eder. İlişkinin olabileceği halini gerçek halinden daha çok sever. Büyü bozulduğunda gerçeklik yetersiz gelir; oysa yetersiz olan gerçeklik değil, karşılaştırmadır.
Şifa yönü: Yedinin gelişim hattı Beş'e uzanır — azalma, derinleşme, tek bir şeyle kalabilme. Tasavvufta karşılığı sabır ve halvettir: kaçılmayan yerde ne olduğunu görmek. Yedinin öğrendiği şey şudur: huzur, acının etrafından dolaşarak değil, içinden geçerek gelir.
“Özgürlüğün tuhaflığı şudur: Ucuna vardığında karşıtına benzemeye başlar.” Daniel Akst
Enneagram 8 – Meydan Okuyan Kontrolcü: Korumayı birlik sanmak
Beyan: "Ben kavgamı da veririm, sadakatimi de. Benim olana sahip çıkarım. Sonuna kadar arkasındayım." Bu genellikle harfiyen doğrudur.
Çelişen inanç: Zayıflık ölümcüldür; kontrolü bırakan kullanılır. Sekizin denklemi: birlik teslimiyet ister, teslimiyet ise yenilgidir.
Davranış: Koruma adına kontrol. Kararların doğal olarak kendisine akması. Partnerin özerkliğinin farkında olmadan daralması — çünkü koruyan kişi, biraz da yöneten kişidir. Yumuşaklık odaya girdiğinde yoğunluk üretme: bir tartışma, bir meydan okuma, bir sertleşme. Ve en kritik olanı: kırılganlığın gösterildiği nadir anlardan sonra gelen utanç ve onu telafi eden ek bir sertlik.
Neden görünmez: Çünkü Sekiz bunu sevgi olarak yaşar ve büyük ölçüde sevgidir. "Seni korurum" ile "seni yönetirim" arasındaki sınır Sekiz'in içeriden bakışında görünmez. Üstelik Sekiz'in dürüstlüğü gölgeyi kutsar: "ben olduğum gibiyim, numara yapmam." Sahicilik adına yapılan kontrol, en zor fark edilen kontroldür.
Daha ince bir katman: Sekiz'in yarası masumiyetin erken kaybıdır — dünya, çocukken güvenli olmadı. Bu yüzden içeride hiç kimseye açılmayan küçük bir oda vardır. Sekiz her şeyini verir; o odayı vermez. Ve o oda kapalı kaldığı sürece verilen her şey birlik değil, himayedir. Himaye cömerttir, ama eşit değildir.
Alt tiplerde:
Korunma Sekizi sessiz ve katıdır: ihtiyaçlar, mülkiyet, hayatta kalma. Konuşmaz, alır.
Sosyal Sekiz karşı-tiptir: koruyucu, adaletli, davasına bağlı. Yumuşak görünür ama kontrolü bırakmaz; sadece kontrolü hizmet diliyle konuşur.
Cinsel Sekiz total sahiplenme ister: "ya tamamen benimsin ya da hiç." Bu, en tutkulu birlik talebidir ve tam da bu yüzden karşısındakinin ayrı varlığını eritir.
Şifa yönü: Sekiz'in gelişim hattı İki'ye uzanır — kalbin yumuşaması, ihtiyacın gösterilmesi. Tasavvufta güçlünün imtihanı zaten hep aynıdır: teslim. Ama teslim olmak yenilmek değildir; Sekiz'in öğrenmesi gereken ayrım budur. Savunmasızlık bir kapitülasyon değil, bir davettir. Ve kimse bir kaleye davet edilemez; ancak eve edilir.
“Sabrımız, gücümüzden daha fazlasını başarır.” Edmund Burke
Enneagram 9 – Uyumlu Barışçı: Uyumu birlik sanmak
Beyan: Birliği en yüksek sesle ve en samimiyetle savunan tip muhtemelen Dokuz'dur. "Benim için en önemli şey huzur ve beraberlik. Kavga etmeye gerek yok. Biz iyiyiz."
Çelişen inanç: Kendimi ortaya koyarsam bağ kopar. Dokuz'un denklemi: birlik, kendi sesimi kısmaktır. Ama birlik iki kişi ister. Biri kendini kapatmışsa ortada birlik değil, tek kişilik bir gölge oyunu vardır.
Davranış: Uyum sağlama. "Fark etmez." Fikrini söylememe, tercihini gizleme, tartışmanın eşiğinden dönme. Sonra içeride biriken sessiz öfke ve onun pasif ifadeleri: unutmak, ertelemek, geç kalmak, orada olup orada olmamak. Dokuz ilişkiyi terk etmez — silinir. Bir süre sonra karşı taraf kiminle konuştuğunu bilmez hale gelir ve bu yalnızlığı adlandıramaz, çünkü ortada bir suç yoktur.
Neden görünmez: Çünkü Dokuz sabotaj yaptığını değil, barışı koruduğunu düşünür. Hayır demediği için kendini iyi niyetli sayar. Oysa fikrini söylememek, karşı tarafı yalnız bırakmanın en kibar biçimidir. Çatışmadan kaçınmak ilişkiyi korumaz; ilişkinin kurulmasını engeller.
Daha ince bir katman: Buradaki paradoks hepsinden keskindir. Birliğe en çok değer veren tip, birliğin ön koşulunu — iki ayrı, mevcut kişiyi — ortadan kaldırır. Kaynaşma birlik değildir. Tasavvufta fenâ bile kendini yok etmek değil, hiçliğinin farkına varmaktır; farkındalık işin merkezindedir. Dokuz'unki ise farkına varmadan uyuşmadır. Uyuşukluk ile huzur dışarıdan birbirine benzer, içeriden birbirinin tam zıddıdır.
Alt tiplerde:
Korunma Dokuzu rutine, konfora, alışkanlığa yerleşir. Aynı evde yaşayıp yıllarca yan yana gelmemek mümkündür.
Sosyal Dokuz gruba, aileye, "biz"e katılır; çok çalışır, çok destekler, ama kendi yerini istemez. Herkesin işine yarar, kimse onun ne istediğini bilmez.
Cinsel Dokuz en romantik görünen, en tehlikeli olandır: karşısındakinin içinde erir. Onun zevkleri, onun çevresi, onun hayatı. Sevgi zannedilen şey bir kaybolmadır.
Şifa yönü: Dokuz'un gelişim hattı Üç'e uzanır — istemek, harekete geçmek, kendini ortaya koymak. Ve şu cümle Dokuz için bir eşiktir: hayır diyemeyenin evet'i de yoktur. Rıza, seçebilen birinin verdiği şeydir; seçemeyen kişinin rızası yalnızca bir sessizliktir.
“Barış, başkalarının da kendilerinden olanı ortaya koyabilecekleri alanı güvence altına almaktır.” Hafsat Abiola
Dokuz Güzel Şart; İlahi Pazarlığın Özeti
Hepsini yan yana koyduğunuzda ortaya tek bir cümlenin dokuz çeşitlemesi çıkıyor: "Bir olalım — ama şu şartla."
Tip | Sessizce koşulan şart |
Bir | Önce doğru olsun |
İki | Önce bana ihtiyaç duyulsun |
Üç | Önce değerli olayım |
Dört | Önce sıradan olmasın |
Beş | Önce tükenmeyeyim |
Altı | Önce güvenli olduğu kanıtlansın |
Yedi | Önce kapı açık kalsın |
Sekiz | Önce kontrolü kaybetmeyeyim |
Dokuz | Önce çatışma çıkmasın |
Dikkat edilirse dokuzunda da şart, birliğin öncesine konuluyor. Oysa hiçbiri önceden sağlanamaz; hepsi ancak birliğin içinde öğrenilebilir. Ego sanki, giremeyeceği bir odanın anahtarını o odanın içine koymuş ve sonra kapının önünde beklemeye başlamıştır.
Bir başka şey daha görünüyor: bu şartların hiçbiri saçma değil. Bir haklı — özensiz bir ilişki gerçekten çürür. Altı haklı — güven körü körüne verilmez. Sekiz haklı — kontrolünü tamamen bırakan istismar edilebilir. Dokuz haklı — sürekli çatışma bir bağı öldürür. Gölge, yalanın değil hakikatin arkasında saklanır. Bu yüzden gölgeyi görmek, içimizdeki yanlış bir şeyi ortadan kaldırmak değil; doğru ve gerekli olanın nerede ölçüsünü aşıp birliğin önünde engele dönüştüğünü fark etmektir.
Belki de mesele şudur: Her tip, birlik içinde kendinden bir şey kaybedeceğini doğru sezer. Yanıldığı yer, kaybolacak olanın kendisi olduğunu sanmasıdır. Oysa belki geride bırakılması gereken, yalnızca kişinin kendisi hakkında uzun zamandır taşıdığı hikâyedir. Bunu fark etmek o hikâyeden hemen kurtulmaya yetmez; fakat onunla aramıza küçük bir mesafe koymak, birlik yönünde atılmış mütevazı bir adım olabilir.
Sen ilişkinde birliğin önüne hangi şartı koyuyorsun — ve o şartın "makul" olduğuna seni ikna eden şey ne?
Emrah Akbalaban
Conscious Business Turkey - Enneagram Akademisi



Yorumlar