Mizaç Temelli, Yaşayan Bir Organizasyonel Öğrenme Ağı Oluşturmak

Birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz var.


Bu yazıda bahsetmek istediğim hepimizin doğal olarak biz bilsek de bilmesek birer ‘öğretmen’ olduğunu tekrar hatırlatmak ve bu hatırlayışı iş yaşamında anlamlı bir uygulamaya dönüştürüp dönüştüremeyeceğimizi sorgulamak.


3 soru var akla gelen, sırayla başlayalım düşünmeye…

  • Hepimiz birer öğretmeniz ne demek?

  • Ben ne öğretebilirim peki? Bana has olan aktarım tarzı ne?

  • Bu tür bir öğrenmeyi nasıl kurumsallaştırabiliriz?


Hepimizin birer öğretmeniz ne demek?


Öncelikle ‘öğretmen’ derken ne kastediyorum ona bakalım. Aklımdaki tanım şu; mesleki bir bilgiyi aktaran kişiden ziyade, belirli bir tavrı aktaran kişi. Tavır, yani mizacımızın doğal yansımaları. Mizaç dediğim ise yüzeydeki davranışlarımız değil fakat davranışlarımızı ve olaylara bakış açılarımızı ‘belirleyen’ daha derindeki benlik algımız. Tabiatımız. Yani özetle ‘öğretmen’ dediğim kişi, ‘kendisini aktaran’ ‘kendisi olmasının dışında’ başka bir şey yapmayan kişi. Garip bir tanım değil mi?


Şu soru akla gelebilir; «ben zaten bir şekilde kendimim, diğerleri de öyle, o zaman hepimiz zaten öğretmen miyiz? Biz ne öğretiyoruz ki?» Cevap hem evet hem hayır. Evet, çünkü bir toplulukta her birey birbirine bilmeden de olsa ayna olur, tüm çatışmaları, açılmaları ve ilhamlarıyla ilişkilerimiz canlı kanlı birer öğretmendir. Carl Jung’un dediği gibi, «ilişkilerinde seni irite eden her şeyin benliğinle ilgili büyük bir farkındalık ve davranış değişikliğine yol açabilecek bir fırsat olduğunu» görebilirsen ilişkilerini bir kitap gibi okumaya başlayabilirsin. Diğer cevap ise hayır, çünkü kendinin ve diğerlerinin temel varoluş motivasyonlarını görmeden, yani gündelik yaşayışın, dışavurumlarımızın ‘alt metnini’ farkındalığa getirmeden -yani ‘neyi neden yaptığımızı bilmeden’- tam bir öğrenme gerçekleşmiş olmaz. Yani öğretici, salt ‘yaşayan’ değil, kendini ‘fark ederek yaşayan’ kişi. İnsan bu, ‘kendinin farkında olan’ demek.


Bu farkındalıkla bakıldığında görülür ki her insan bir değer, çalınacak kendine has bir çalgıdır. Şu söylem klasiktir; «insan bir potansiyeldir, açığa çıkmayı bekler, emek harcanması gerekir». Benim dediğim ise şu; o ‘potansiyel’ biz fark etsek de etmesek de zaten bir şekilde ‘açığa çıkmaktadır her an’. Her birimizin çalgısı çoktan çalmaktadır, iş ki biz onu duyabilmek için kulaklarımızı rafine edebilelim. Her insanın taşıdığı özsel değerler & nitelikler zaten bilfiil yürürlüktedir. İş ki biz onun okur yazarı olabilelim.


Konuyu açmadan önce bir örnek vereyim.


Dinamik bir sektörün üst yönetici olarak çalışan biri bir gün şöyle dedi koçluk görüşmemizde; «2 ay önce geçtim bu takıma. Daha önce hiç bilmediğim bir işti. Bilmediğimi de söyledim ama çok istediler beni. Neden diye sordum? Enerjin için dediler. Ben de tamam dedim, başladım ve çok da iyi gidiyor…» Tam olarak bu. Bunu söyleyen kişi Enneagram 7 (Hevesli Hayalci) profili bu arada; sürpriz değil; enerji, merak ve deneysel düşüncenin rol modelleri!


Bir başka örnek yine ülke Genel Müdür’ü olarak çalışan bir yöneticiden; «Kariyerimde bir sonraki adımım için bir yol ayrımında iken sponsorum, “Kalbinin sesini dinle” dedi. Her iki rolün de sunacak harika öğrenimleri vardı ve ben karar vermeye çalışıyordum - artıları ve eksileri tartıyordum. Kalbime danıştıktan sonra cevap netleşti. «Parlıyorsun. Seni böyle görünce, doğru kararı verdiğinden eminim. " sponsorumun vardığı sonuç bu oldu. Eğer şu anda bir karar vermeye çalışıyorsanız, bilin ki doğru karar, kalbimizin derinliklerinden bir kutlama gibi gelendir.» Bir Enneagram 2 (Verici & Besleyici) mizacının sözleri bunlar da. Kalbin, sevginin, insan odağının öğretmenleri…


Her birimiz öğretmeniz. Üstelik işin güzel kısmı şu, sadece başardıklarımızla değil başaramadıklarımızla da. Hatta belki de en çok onlarla! Çünkü kendisi deneyiminden yola çıkmıyorsa, kişi ne anlatabilir ki başka? Bir gün bir öğretmen sabrın ne demek olduğunu anlatıyormuş öğrencilerine. 40 dakikalık dersin sonunda bir anda yere atmış kendini öğretmen acılar içinde. «Ne oldu» diye yanına koşmuşlar, bir bakmışlar ki akrep sokmuş ayağını. «Neden daha önce söylemediniz» demişler tabii. Öğretmen, «sabrı anlatıyordum, ben anlattığım şey olmasam kalbe varır mıydı söz» deyivermiş… O hesap. (Bu da belki bir Enneagram 6 (Sadık & Şüpheci) hikayesidir.)


Ben ne öğretebilirim peki? Bana has olan aktarım tarzı ne?


Kimimiz doğası gereği mükemmeliyetçidir. Kimimiz vericidir & duygusaldır, kimimiz daha başarı odaklıdır, rekabetçidir. Kimi daha derin, sezgisel, hassas ve duyusaldır. Kimi daha akılcı, objektif, kaşif… Farklı mizaçlar var ve her mizacın bu dünyaya «hediyesi» farklı. Kuşkusuz hiç bir insan tekinin «hediyesi» kimseninkine benzemiyor ancak mizaç yaklaşımı, en temeldeki eğilimlerimizi gruplayıp güzel bir şekilde toparlıyor. Enneagram modeli mizaç yaklaşımlarından biri ve bence en etkilisi. Daha önce Enneagram’la ilgili çok yazı paylaştığım için detayına inmeyeceğim. (Bu blogda bulabilirsiniz).


Bu yazıdaki ana vurgu şu; varlık çemberinin etrafında her insan, gerçeğin, yani baş öğretmenin farklı bir tezahürü, özgün bir bakış açısı, bir renk, bir değer ve bir katkı... Farklılıkları görüp, tarafsızca onaylayamıyorsak gerçek manada ortaklaşmayı, işbirliğini ve tek vücut hareket etmeyi de bekleyemeyiz. O nedenle hem kendimizi hem diğerlerini daha derinden tanımalıyız. İş yerinde farklı, apayrı görünen bakış açılarımızın dağınık, rekabet eden, birbiriyle çelişen değil, birbirini destekleyen, açığını kapatan, bütünleyen, birleyen bir yapının unsurları olduğunu görmeliyiz. Her bireyin evrensel bir bilinç mandalasının parçaları olduğunu yani... Bu aynı zamanda bizi biz olmaya da cesaretlendirecek bir farkındalık; yani içimizdeki öğretmeni parlatmaya…


Bakalım o halde biraz, Enneagram ne diyor bu işe.


Enneagram, mizacınızın güçlü ve olumlu yönlerini tanımanıza, bundan yararlanmanıza ve bunları takdir etmenize yardımcı olur. Bu güçlü yönler, sağlıklı ve dengeli bir şekilde kullanıldığında, iç huzurunuzu, hedeflerinizi ve ilişkilerinizi destekleyecektir. Bu güçlü yönlerden yararlanmanıza yardımcı olmak için kendinize şu soruları sorun:

  • Doğal «hediyelerimi» biliyor muyum? Ben neyi öğretmek & temsil etmek için geldim?

  • İyi, doğru ve güzel niteliklerimi kabul etmek ve takdir etmek benim için ne kadar kolay veya zor?

  • Mevcut zorluklarımın üstesinden gelmeme yardımcı olmak için bu gücümü nasıl kullanabilirim?

  • Gücümden yararlanmak isterken hangi alışkanlık ve davranışlarım beni engelliyor?

  • Güçlü yanlarımı aşırı kullandığımda veya sağlıksız bir şekilde uyguladığımda nasıl görünüyor?


Bu tür bir öğrenmeyi nasıl kurumsallaştırabiliriz?


Geldik en can alıcı kısma. Bu tür bir öğretmeyi nasıl sistematik bir iş programına dönüştürebiliriz? Burası keşfedeceğimiz bir alan. Gelin birkaç deneme yapalım.


İlham Verici Öyküler adlı bir mizaç temelli öğrenme programı;


Amaç: Kıdemli yöneticilerin iş ve hayat yolculuklarını kendi mizaçları ekseninde irdeleyerek, benzer mizaçtaki kişilere ilham verici hikayelere dönüştürmek…


  1. Kıdemli yöneticilerin Enneagram mizaç envanterini uygula ve 1-1 koçluk görüşmeleri ile kendilerini bu gözle yeniden tanıma yolculuklarına bir süre rehberlik et…

  2. Kişisel başarı - başarısızlık hikayelerini, ilham verici gerçek öykülerini ve liderlik yolculuklarındaki kritik deneyimleri derleyip toparla ve kendi sunumlarını oluşturmalarında koçluk yap…

  3. Her bir mizaç için seminer tarzı paylaşım programı oluştur… (Örn. 1 hafta Tip 1: Mükemmelliyetçi’ler için, sonraki hafta Tip 7: Hevesli Hayalciler & Girişimciler için…)

  4. İletişim programını hazırla (Bu özellikle önemli çünkü, benzer içsel yolculukları yaşayan kişileri cezbedecek bir dil kullanılıyor olmalı işin reklamı yapılırken…)

  5. Sonuçları değerlendir (Programın özellikle kişisel farkındalık düzeyinde etkisini ölç…)


9 Patika Davranışsal Gelişim Programı


Amaç: Aynı mizaçtaki çalışanların birbirinden öğrenmesini sağlamak, benzer dışsal ve içsel zorlanmaları nasıl karşıladıkları, potansiyellerini nasıl açığa çıkardıklarını irdelemek…


  1. Tüm çalışanların Enneagram mizaç envanterini uygula ve kurumun bütünsel bir resmini ortaya koy

  2. Eğitimler, 1-1 görüşmeler veya videolar yoluyla tüm çalışanların kendilerini bu gözle yeniden tanıma yolculuklarına bir süre rehberlik et…

  3. Mizaç temelli ve tematik paylaşım buluşmaları organize et (Aynı mizaçtaki kişilerin katıldığı, belirli bir sıklıkta düzenlenen, bir teması olan ve mutlaka bir moderatör / Enneagram koçu eşliğinde yapılan seanslardır… Tema örneği vermek gerekirse; Örn. Tip 1 Mükemmelliyetçi’ler için «kırılmadan esnemeyi bilmek», veya Tip 2 Sitemkar Vericiler için «sağlıklı sınırlar çizmek» gibi)

  4. Sonuçları değerlendir (Programın özellikle kişisel farkındalık düzeyinde etkisini ölç…)


9 Güçlü Yaklaşım Kolektif İnovasyon & Problem Çözme Programı


Amaç: Bir problemi ele alırken, inovasyon yaparken veya bir değişim programını yaygınlaştırırken 9 farklı mizacın da görüşü ile 360 derece bir bakış açısı kurgulamak ve çıktıları mükemmelleştirmek…


  1. 9 farklı mizacın da temsil edildiği komiteler tasarla (Tek bir komite de olabilir, her seviye için ayrı ayrı da olabilir ancak maksimum 9 kişi olması önerilir)

  2. Ele alınacak problemi / inovasyonu / değişim programını veya meseleyi belirle…

  3. Komite toplantılarını modere et… (Yapılandırılmış bir program olarak bir moderatör / Enneagram koçu desteği alarak…)

  4. Sonuçları değerlendir, toparla ve aksiyona geç…

  5. Komite üyelerini belirli bir sıklıkta gözden geçir ve dinamizmi, çeşitliliği ve dahil ediciliği korumak adına yeni kişilere yer aç…


Sonsöz


Kuşkusuz bu tip programları kurgulamak için hayal gücünün sınırı yok! Önemli olan uygulayıcılarda samimi bir niyet, bu bakış açısının işe yararlığına dair net bir vizyon, yetkin moderasyonu kabiliyeti ve doğru verilerle süreci destekleme kapasitesi…


Birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz var.


Paylaşılacak esas hazine organizasyonların ve keza bireylerin kendi içinde... Her zaman öyleydi ancak zamanımızda bunu yeniden kavrarken, özellikle şirket yöneticilerini, İK ve öğrenme departmanlarının bu konularda daha da yaratıcı, özgün ve cesur düşünmeye davet ediyorum. Hele bir de elimizin altında Enneagram gibi sapasağlam modeller var iken, bu ve buna benzer kadim bilgelik ürünlerini iş yaşamında değerlendirmenin, kişilere ve kurumlara sayısız kapılar açacağına inanıyorum, görüyorum ve deneyimliyorum.


Sevgilerimle.


Emrah Akbalaban


57 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Dur