top of page

Kurumlarda Spiritüel “Bypass”: “İyi Oluş” mu, “Bastırma” mı?

Son yıllarda kurumların gündeminde yeni kavramlar var: “mindfulness”, bilinçli liderlik, şefkatli yönetim, nefes atölyeleri, meditasyon molaları… İlk bakışta umut verici görünüyor. İş dünyası nihayet insan ruhunu hatırlıyor gibi.


Peki gerçekten öyle mi?


Yoksa yaşanan şey, duygusal yükün daha rafine bir biçimde örtülmesi mi?


Psikolojide “spiritual bypass” kavramı, kişinin yüzleşmesi gereken psikolojik yaraları spiritüel söylemle pas geçmesini ifade eder. Kavramı literatüre taşıyan isimlerden biri John Welwood’dur. Ona göre spiritüel pratikler, eğer gölgeyle yüzleşmeden kullanılırsa, savunma mekanizmasına dönüşebilir.


“Ruhsal kaçınma (spiritual bypassing) yaptığımızda, genellikle uyanış veya kurtuluş hedefini, benim ‘erkenden aşma” dediğim şeyi yapmak için kullanırız: İnsanlığımızın ham ve karmaşık yanını tam olarak yüzleşmeden ve onunla barışmadan önce onun üzerine çıkmaya çalışmak. Ve sonra mutlak gerçeği, göreli insan ihtiyaçlarını, duygularını, psikolojik sorunlarını, ilişkisel zorluklarını ve gelişimsel eksikliklerini küçümsemek veya göz ardı etmek için kullanma eğiliminde oluruz. Bunu, ruhsal yolun bir ‘mesleki riski’ olarak görüyorum; çünkü ruhsallık, mevcut karmik durumumuzun ötesine geçme vizyonunu ister isteme bir iş ve performans haline getirebilir. (John Welwood)

Bu çerçevede sormamız gereken soru şu:


Kurumlarda “mindfulness” gerçekten dönüşüm mü sağlıyor? Yoksa -bireylere kısa süreli faydası dokunsa bile- yapısal sorunların üzerini yumuşak bir bilinç diliyle mi kapatıyor?


Ülkemize bakıyoruz; çalışan tükenmiş. İş yükü artmış. Belirsizlik kronikleşmiş. Duygusal reçenetinin çözümü olarak bir meditasyon workshop’ı sunuluyor. Dikkatle belirtmek isterim ki bu noktada mesele pratiklerin kendisi değil; onların hangi niyetle ve hangi bağlamda kullanıldığıdır. Keza biz de Conscious Business Turkey ve Nice to Vibe olarak uzun yıllardır dönüşüm ve iyi oluş alanında hizmet veriyoruz. Ancak en başından beri mottomuz samimiyet, bilimsel ve felsefi bir perspektifle derine dalmak ve kalıcı çözümleri araştırmak üzerine…


Tasavvuf perspektifinden bakarsak, hakiki dönüşüm “nefsle yüzleşme”yi gerektirir. Yani acıyı bypass etmek değil, onu idrak etmek gerekir. Oysa kurumsal spiritüellik çoğu zaman şunu ima eder: “Olumsuz duygularına takılma. Şimdiye dön. Pozitif kal.” Bu yaklaşım kısa vadede regülasyon sağlar. Ancak yapısal adaletsizlik, rol belirsizliği, güvensizlik kültürü gibi derin meseleler yerinde kalır. Psikodinamik açıdan bakıldığında bu bir savunma mekanizmasıdır: Kurumsal sistem kendi gölgesini görmek yerine bilinç söylemi üretir.


Belki de asıl provokatif soru şudur:


Spiritüel pratikler çalışanı güçlendiriyor mu? Yoksa sistemi sorgulama eşiğini mi düşürüyor?


Eğer meditasyon, daha çok üretmek için bir araç haline geliyorsa; eğer şefkat dili performans baskısını yumuşatmanın bir yöntemi olarak kullanılıyorsa; o zaman spiritüel pratik, özgürleştirici değil, işlevsel bir adaptasyon aracına dönüşmüş olabilir.


Gerçek dönüşüm şunu gerektirir:


  • Güç ilişkilerini konuşmak,

  • Kurumsal gölgeyle yüzleşmek,

  • Liderin kendi narsisizmiyle temas etmesi,

  • Yapısal sorunları bireysel dayanıklılığa indirgememek.


Aksi halde spiritüellik, kurumsal dünyada yeni bir “iyi hissetme teknolojisi”ne dönüşür. Ve soru şudur:


Kurumlar gerçekten bilinç mi yükseltiyor? Yoksa yalnızca stres toleransını mı artırıyor?


Gölge Kavramına Yakından Bakış ve Kurumların Gölgesi


“Gölge” kavramı bireysel psikolojide, kişinin bilinçli kimliğiyle uyumsuz olduğu için bastırdığı yönlerini ifade eder. Bu kavramı sistemlere uyarladığımızda (örgütler, kurumlar, topluluklar) şunu kastederiz: Kurumun kendine yakıştırmadığı, görmek istemediği, söyleminde yer vermediği ama fiilen ürettiği davranış kalıpları…


Yani kurumsal gölge:


  • Söylenen ile yapılan arasındaki farktır.

  • Resmi değerlerle gündelik pratik arasındaki gerilimdir.

  • Liderlerin bilinçaltı / örtük güç arayışları ve toksik iletişim tarzlarıdır.

  • Görünürdeki etik duruş ile perde arkasındaki güç ilişkileri arasındaki boşluktur.


Kurum “biz şeffafız” der,ama kritik kararlar kapalı kapılar ardında alınır.


“Biz insan odaklıyız” denir,ama performans baskısı tükenmişliği sistematik hale getirir.


“Otantik liderlik” eğitimleri aldırılır,ama kırılganlıkları konuşmak ertelenir durur.


“Biz yatayız” denir,ama fiili karar gücü birkaç kişide toplanır.


İşte bu alan kurumsal gölgedir.


Kurumlarda Spiritüel Bypass


Şimdi bunu spiritüel bypass bağlamına bağlayalım.


Eğer bir kurum:


  • Yüksek iş yükünü konuşmak yerine meditasyon öneriyorsa,

  • Güç istismarını konuşmak yerine “pozitif kal” diyorsa,

  • Belirsizliği netleştirmek yerine “anda kal” söylemi üretiyorsa,


o zaman spiritüel pratik, gölgeyle yüzleşmenin yerine geçiyor olabilir. Psikodinamik açıdan bu kolektif bir savunma mekanizmasıdır. Sistem kendi çatışmasını bireyin regülasyon kapasitesine devreder. Yani problem yapısalken çözüm bireyselleştirilir. Bu noktada Carl Jung’un gölge anlayışı sistem düzeyinde anlam kazanır: Bastırılan içerik yok olmaz, biçim değiştirerek geri döner.


Kurumun bastırdığı gölge genellikle şu alanlarda ortaya çıkar:


  • Tükenmişlik

  • Pasif agresyon

  • Sessizlik kültürü

  • Yüksek devir oranı

  • Anlamsızlık hissi


Burada kritik ayrım şudur:


Spiritüellik sistemi dönüştürmek için mi kullanılıyor, yoksa sistemi daha katlanılır kılmak için mi? Eğer lider kendi gücünü, kontrol ihtiyacını, narsisizmini sorgulamıyorsa; eğer organizasyon performans baskısını yeniden tasarlamıyorsa; mindfulness yalnızca duygusal tampon görevi görür.


Bu da bizi şu cümleye getirir:


Gerçek kurumsal bilinç, meditasyon odası açmakla değil, gölgeyle temas etmekle başlar.

Bunu yapabilmek için ise bilinçli liderlik (Conscious Leadership) gerekir.

 

Kurumun Gölgesiyle Nasıl Temas Edilir?


Gölgeyle temas, kurumun bastırdığı gerilimleri görünür kılma cesaretidir. Bilinçli liderlik ise bunu önce kendinden başlatma kapasitesidir.


Öncelikle, gölgeyle temas etmek romantik bir içsel yolculuk değildir. Oldukça somut ve sistemiktir. Bunu biz de Conscious Business Turkey olarak pek çok şirkette özellikle Enneagram metodolojisini kullanarak yaptık. Organizasyonlarda daha hiç konuşumadığı derinlikte duyguları, dünya görüşlerini, karşılıklı geribildirimleri ve gelecek taahhütlerini Enneagram’ın açtığı demokratik alanda değerlendirdik.


Bir Vaka Çalışması:


2024 yılında yaptığımız bir dönüşüm projesinde Türkiye’de faaliyet gösteren büyük bir yabancı ilaç şirketinin GM ve kendisine direkt bağlı üst yönetim ekibi için takım koçluğu projesi gerçekleştirdik. Bu projede Enneagram kullandık. 1-1 analizler, görüşmeler ve rehberliklerin ardından takım koçluğu sürecine başladık. Bu süreçte, yöneticilerin birbirini sadece davranışsal özellikler bakımından değil, motivasyon faktörü, güçlü & zayıf yanlar, korkular, savunma mekanizmaları hatta çocukluk örüntüleri bakımından daha iyi tanımasını sağladık. Bu güçlü bir güven alanı oluşturmak için son derece güçlü bir zemin yarattı. Ardından ortakk amaç, iletişim tarzları, bireysel katkılar vb. pek çok konuyu konuşarak ortak taahhütleri belirledik. En sonunda da bu süreci nasıl ölçüp değerlendirebileceğimizi belirledik ve gerekli araçları tasarlayıp uygulamaya aldık.


Yöntemi ne olursa olsun, gölgeyle temas için dikkat edilmesi gereken 3 ana konu olduğunu düşünüyorum;


1) Söylem–Pratik Tutarsızlığını Ölçmek


Kurum ne söylüyor? Günlük deneyim ne gösteriyor?


“Biz açık iletişimi destekleriz” deniyorsa:


  • Çalışanlar gerçekten itiraz edebiliyor mu?

  • Yöneticiye karşı fikir beyan eden terfi edebiliyor mu?


Bu tür sorular veriyle sorulmalı. Anonim geri bildirimler, 360 değerlendirmeler, exit interview analizleri gölgenin ilk izlerini verir. Gölge çoğu zaman nicel KPI’larda değil, duygu ikliminde ortaya çıkar.


2) Savunma Mekanizmalarını Tanımak


Kurumlar da bireyler gibi savunma mekanizmaları kullanır:


  • Rasyonalizasyon (“Bu sektör zaten zor.”)

  • Genelleme (“Gençler artık dayanıklı değil.”)

  • Ruhsallaştırma (“Bu bir öğrenme fırsatı.”)


Psikodinamik açıdan bakarsak, savunma mekanizması arttıkça gölge yoğunlaşır. Burada liderin ilk yapması gereken şey şudur: savunma mekanizmasını fark etmek ve bunu konuşabilmek.


3) Gücü Konuşabilmek


Gölge çoğu zaman güç alanında birikir.


  • Karar gerçekten kimde?

  • Hangi konular konuşulamaz?

  • Hangi isimler dokunulmazdır?


Eğer güç ve güç ilişkileri konuşulamıyorsa bilinçli liderlikten söz etmek zordur.

 

Peki Bilinçli Liderlik Nedir?


Bilinçli liderlik, spiritüel terminoloji kullanmak değildir. Meditasyon yapmak hiç değildir.

Bilinçli liderlik şu üç kapasiteyi gerektirir:


1) Kendi Gölgesini Tanımak


Carl Jung’un ifadesiyle: ““İnsan ışığı hayal ederek değil, karanlığını bilinçli hale getirerek aydınlanır.” Lider kendi narsisizmini tanımıyorsa, organizasyonun narsisizmi büyür. Bu noktada liderin şu sorularla yüzleşebilmesi gerekir:


Liderin Kendine Sorması Gereken Temel Sorular


 Kontrol ve Güç Üzerine

  • Hangi konularda kontrolü bırakmayı reddediyorum?

  • Karar alırken başkalarının fikirlerini ne kadar dikkate alıyorum?

Eleştiri ve Savunma Üzerine

  • Eleştiri aldığımda ilk tepkim ne oluyor? Savunma mı, merak mı?

  • Gerçeği görmek yerine, görmezden gelmek, suçlamak veya rasyonalize ettiğim oluyor mu?

Görünürlük ve Onay Arayışı Üzerine

  • Performansımı başkalarının gözünde onay almak için mi sergiliyorum, yoksa değer yaratmak için mi?

  • İnsanlar üzerinde etki kurma ihtiyacım kendi özgüvenimle mi ilgili, yoksa kontrol ihtiyacıyla mı?

Korku ve Rahatsızlık Üzerine

  • Hangi durumlarda rahatsızlık hissediyorum ama bunu bastırıyorum?

  • Zor konuşmalardan kaçınıyor muyum? Eğer öyleyse, bu hangi korkudan kaynaklanıyor?

Duygusal Farkındalık Üzerine

  • Öfke, kıskançlık, önyargı veya sabırsızlık hissettiğim anlar neler?

  • Bu duyguların ortaya çıkmasını hangi inançlar tetikliyor?

Narsisizm ve Ego Üzerine

  • Hangi başarılarımı abartıyorum, hangilerini küçümsüyorum?

  • Hangi başarılarım -istemeden de olsa- başkalarının katkısını gölgelemeye yol açıyor?


Bu soruların yanıtları kolay çıkmaz. Bazen bir koç veya psikodinamik danışman eşliğinde çalışmak gerekebilir. Ama önemli olan dürüstlük ve sürekliliktir; gölgeyi tanımak bir defalık bir farkındalık değil, sürekli bir süreçtir.


2) Psikolojik Güvenliği Gerçekten Anlamak ve Koruyabilmek


Amy Edmondson psikolojik güvenliği “risk almanın cezalandırılmadığı iklim” olarak tanımlar. Bu, yalnızca sıcak bir dil kullanmak değildir.


Şu anlama gelir:


  • Lider hata yaptığında bunu açıkça söyleyebilir mi?

  • Bir çalışan üst yönetime itiraz ettiğinde kariyerinin zarar görmeyeceğin emin olabilir mi?

  • Eleştiri geldiğinde lider savunmaya mı geçer, meraka mı?

  • Farklılıkları kucaklayabilir mi? Zıtlıkları yeri geldiğinde ortak amaçta buluşturabilir mi?


Psikolojik güvenlik liderin ego regülasyonu kapasitesine bağlıdır.


3) Spiritüelliği Araçsallaştırmamak


Eğer mindfulness:


  • Daha çok performans üretmek için,

  • Daha uzun süre dayanmak için,

  • Daha az şikayet etmek için


kullanılıyorsa bu bilinçli liderlik değildir. Tasavvufi perspektiften bakarsak, hakiki bilinç artışı “nefs muhasebesi” ile başlar. Kurum için bu şu anlama gelir:


  • Performans sistemini gözden geçirmek

  • Adaletsizlikleri düzeltmek

  • Hiyerarşiyi şeffaflaştırmak

  • Açık iletişim atmosferi oluşturmak


Yani sistemik dönüşüm olmadan bireysel regülasyon eksik kalır.


“Bilinçli lider” ve “bilinçsiz lider” arasındaki farkları, hem içsel (ego, duygu, farkındalık) hem de dışsal (davranış, iletişim, karar) boyutlarda tablodaki gibi gösterebiliriz.


Bilinçli farkındalık, liderin kendi düşünce kalıplarını gözlemlemesini ve önyargılarından arınmış kararlar almasını sağlar.” – Kabat-Zinn, J., Wherever You Go, There You Are

 

Tablo: Bilinçli / Bilinçsiz Liderlik

Boyut / Özellik

Bilinçli Lider

Bilinçsiz Lider

Ego Farkındalığı

Kendi egosunu tanır, ego kaynaklı tepkilerini gözlemleyebilir, kibir yerine sorumluluk odaklıdır

Ego kontrolsüzdür, güç ve prestij ihtiyacıyla hareket eder, eleştiriye kapalıdır

Duygusal Farkındalık

Kendi duygularını ve başkalarının duygularını anlar, empati ile hareket eder

Duygularını bastırır veya kontrolsüz ifade eder, başkalarının duygularını görmezden gelir

Zihinsel Farkındalık

Düşünce süreçlerinin farkındadır, önyargı ve kalıp yargıları görebilir, esnek düşünebilir

Düşünce kalıplarına sıkışır, önyargılıdır, yeniliklere direnç gösterir

Eylem / Davranış Farkındalığı

Davranışlarının etkisini değerlendirir, bilinçli ve etik adımlar atar

Davranışlarının sonuçlarını düşünmeden hareket eder, sık sık kriz yaratır

Karar Verme

Bilgi ve sezgiyi dengeler, adil ve kapsayıcı kararlar alır

Kendi çıkarına odaklı, kısa vadeli ve tek taraflı kararlar verir

İletişim

Açık, şeffaf, dinleyici ve cesur iletişim kurar

Kapalı, manipülatif veya agresif iletişim tarzı sergiler

Çatışma Yönetimi

Çatışmaları yapıcı bir şekilde yönetir, çözüm odaklıdır

Çatışmaları bastırır veya kaçınır, güç kullanır

Takım İlişkileri

Güveni besler, ekip üyelerinin gelişimini destekler

Takım içinde güvensizlik ve rekabet yaratır, mikro yönetim uygular

Öğrenme ve Gelişim

Sürekli kendini ve ekibini geliştirir, hatalardan öğrenir

Hataları kişiselleştirir, geri bildirimleri reddeder

Vizyon ve Etki

Uzun vadeli, etik ve sürdürülebilir vizyon yaratır, ilham verir

Kısa vadeli hedeflere odaklanır, motivasyonu dışsal ödüllerle sağlar

Sonuç


Sonuç olarak gerçek bir dönüşüm sağlayan mindfulness programı, hem bireyin hem de organizasyonun gölgesiyle temas etmesine izin veren bir yapı olmalıdır.


Gerçek mindfulness programı:


  1. Araçsallaştırılmaz: Sadece stres azaltmak veya performans arttırmak için kullanılmaz.

  2. Gölgeyle yüzleşmeyi destekler: Hem bireyin hem organizasyonun bastırdığı duygular görünür hale gelir.

  3. Kolektif farkındalığı artırır: İnsanlar yalnız olmadıklarını hisseder, aidiyet ve güven gelişir.

  4. Süreklidir: Tek seferlik workshop değil, ritüellerle desteklenen uzun vadeli bir süreçtir.

  5. Sürece odaklanır: Bireysel farkındalık kadar toplumsal / süreçsel / yapısal konuların sistemik çözümleri ile de ilgilenir. (Örn. bastırılmış duyguların organizasyon üzerindeki etkisini fark ettirmeli)

  6. Güven alanı yaratır: Katılımcılar ve liderler düşüncelerini, rahatsızlıklarını ve zayıflıklarını rahatlıkla paylaşabileceğini hisseder. Sadece bireysel değil kolektif farkındalık alanı yaratılır.

  7. Tekrar eder: Mindfulness tek seferlik deneyim değildir. Haftalık veya aylık düzenli oturumlar yaratılır. Ritüeller & sembolik anlam taşıyarak bireysel ve kolektif farkındalık derinleştirebilir.

  8. Gözetimden bağımsızdır: Katılımcılar, performans ölçümü veya görünürlük baskısı olmadan katılmalıdır.

  9. Lider katılımını zorunlu kılar: Lider gölgesiyle yüzleşmeden organizasyon farkındalığı mümkün değildir.

  10. Değişimi ölçer: Değişim sadece stres düşüşü veya üretkenlik artışı üzerinden ölçülmez. Psikolojik güven, aidiyet, anlam ve gölge farkındalığı da ölçülür.


Nice to Vibe ve Conscious Business Turkey olarak hazırladığımız “iyi oluş” programlarımızda, biz de bu 10 önemli ilkeyi referans alarak gerçek çalışma refahının bireysel ve kolektif yollarını araştırmaya devam ediyoruz.


Emrah Akbalaban

CBT & Nice To Vibe

 

“Aydınlanmayı unut.

Otur olduğun yerde

Ve damarlarında şarkı söyleyen rüzgârı dinle.

Kemiklerinde hisset sevgiyi, özlemi ve korkuyu.

Kalbini olduğun kişiye aç, tam da şimdi,

Olmak istediğin kişi değil.

Ulaşmaya çalıştığın aziz değil.

Ama işte burada, içindeki, çevrendeki varlık.

Senin tüm benliğin kutsal.

Zaten bildiğin her şeyden hem daha fazlası hem de daha azısın.

Nefes ver, dokun, bırak.”

John Welwood

 

 
 
 

Yorumlar


© 2024 by Conscious Business.

  • Black Instagram Icon
bottom of page